• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/

antoloji Ön Sözünden- Haluk Gerger

BU KİTAP BİR KOLEKTİF ÇALIŞMADIR.
DEVRIMCİ ŞİİR

Eskiden var mıydı, başka yerlerde hâlâ var mıdır, bilmem ama, Basel’deki bir toplantıda Yusuf Ter’in elime tutuşturduğu duyuru, insani duyarlılıkların “hoş bir sada” olduğu bugünlerde doğrusu şaşırttı beni. Avrupa’da yaşayan bazı Türkiyeli ozanların bir çağrısıydı bu metin. Onlar, “tarihe not düşmek,” “emperyalizme karşı başkaldırışın tanıklığını” gelecek kuşaklara emanet etmek, içinden geldikleri halkın “dertlerini, sorunlarını haykırmak” için, “emperyalizme ve onun uşağı faşizme karşı susmayan, “güçlülerden yana methiyeler dizmeyen,” “güle, bülbüle ağıt yakmayan”ların eserlerinden oluşacak “şiir seçkisi”ne katkıda bulunmaya davet ediyorlardı duyarlı şair dostlarını. ilginç ve bir o kadar da hazin bir not da vardı davet metninde. Kitabı, toplanacak katkı paylarıyla kendileri bastıracaklardı ve “şiir kitaplarınıdağıtımcılar dağıtmadığı için” kitabın satışını da  katkıda bulunan şairler üstleneceklerdi.

İşte elinizdeki kitap bu çağrının bir ürünü; ‘katkı parası”yla oluşturulmuş ve “dağıtımcılar dağıtmadığı için” şairlerin kendilerince okura ulaştırılan bir Seçki...



Böyle bir çağrıya, ifade edilen duyarlılıklara, “nankör ve vefasız dünya”da bu türden bir çabaya şaşırmıştım ve buna yeterli yanıt gelmeyeceğini düşünmüştüm. Hele kitabın basılıp okura ulaşacağından hiç umudum yoktu.

Sonunda, şairler başardılar...

Hayata ezilenlerin safında müdahale etmek, kavgaya katılmak “devrimci sanat”ın ilk şartı ve şimdi elinizde, “devrimci sanat”ın çok güzel bir örneği var.

Devrimci sanat, elbette, çok yönlüdür, pek çok anlama ve işleve sahiptir. Her şeyden önce, devrimci şiirin hammaddesi dil ile başlamak gerekir bu konudaki bir çözümlemeye. Richard Rorty, şöyle diyor dile ilişkin: “Dil, bağımsız bir nesneyi ifade eden bir ayna işlevi görmez ve ancak, amacımıza ulaşmanın bir aracı olarak görülürse daha iyi anlaşılabilir. Dil, bulmaktan ziyade, yapar.”[1] Ne var ki, elbette, “sözcüklerin çaresiz kaldığı” durumlar da vardır hayatta. İşte o anlarda, “sözün sanatı” şiir girer devreye ve

kelimelerin anlatamadığını “sözün müziği” ile şair anlatır. Bireyin ve toplumun, kendi başına, kolayca çözemediği, tanımlayamadığı, ifade edemediği ve çözümünü hemen bulamadığı “insanlık durumu”nu, çoğu kez, sanat anlatır. Bazen bilim bile çaresiz ya da yetersiz kalır bu bakımdan ve insanlığın imdadına sanat yetişir. “İnsanlık durumu”nun anlatılabilmesinin temel aracı da dil olduğundan, edebiyatın ve dolayısıyla şiirin özel bir konumu vardır bu konuda.

Hayatın gerçeklerinin gizlendiği, görüntünün ardındaki özün (gerçeğin), hakimiyetlerini, ayrıcalıklarını sonsuza dek korumak isteyen egemenlerce saklandığı sınıflı toplumlarda, sanatın temel işlevlerinden biri, gerçeğin estetik bir çerçeve içinde, açığa çıkarılması, yığınlara ulaştırılmasıdır. Bu, tek başına, sanatın devrimci işlevinin göstergesidir, kanıtıdır.

Insanın en temel hakkı olan bilgi edinme hakkıyla da bu bakımdan doğrudan bağlantılıdır devrimci sanat.

 

Kuşkusuz devrimci sanat, gerçeğin sade kavranmasıyla, açığa çıkartılıp yığınlara ulaştırılmasıyla yetinmez, hayatın ezilen yığınların lehine değiştirilmesi için de rol üstlenir. Bunu üç biçmde yapar sanat. Önce, gerçekleri açığa çıkartır, bilinci uyarır, ardından itiraz güdüsünü, direniş dinamiğini kamçılar, nihayet, değiştirme arzusunu açığa çıkarır. Ondan sonra da, başkıldıran, daha iyi bir geleceğe yürüyüşe geçenlerle o büyük serüvene katılır, öncülük yapar, geleceği imgelerinde kurar, hülyalarda yeşertir, bilinçlere kazır. Yani, her aşamasında ”insanlık durumu”nun, bilinci ve vicdanı uyarır devrimci sanat. Sanat, gösterir ve anlatır; anı, içinde bulunulan durumu ve geleceği, daha iyiyi, daha güzeli. Kitlelerle sosyal pratik içinde buluşmuş sanat, onların danslarında, oyunlarında, dillerinde, artık umarsızlığın aşılmasının, ezilenlerin tarihin öznesine dönüşümünün, insanın yazgısına sahip olduğu gerçeğinin ve direniş, isyan ve devrim yapma iradesinin aracı, simgesi, silahı olmuş demektir. Sanatın kendisi de giderek böyle devrimcileşir...

 

Sanat ve gerçek sanatçılar, gerçeklerle yüzleşirken ve onu, o özü yansıtırken, aynı zamanda, adaletsiz, baskıcı, sömürücü gerçekliğe de karşı çıkmış olurlar çünkü yanılsama perdesini yırtıp atmak, tek başına, devrimci bir işlevdir. Büyük sanatçılar, başlamasında, işlevlerinin doğası gereği rol aldıkları devrimci değişim sürecinde de yer alanlardır. Büyük sanatçılar, elbette, sadece işleyen ve yansıtan değil, aynı zamanda, dönüştüren eylemcilerdir de.

 Şiirde de, sözcükler, sadece ezilenin çığlığı olmaz bu durumda, kurşun da olur, özgürlük olur, kurtuluş olur. Şiirler, günümüze uzanan türküler gibidirler bir bakıma; toplu belleği, toplu acı, mutluluk ve umutları taşırlar kuşaklar boyu. Onlar, aynı zamanda, türküler gibi, zalime kurbanın yanıtıdırlar da. Devrimci şiir, kalıcı sanatın öteki dalları gibi, tarihin, toplumsal belleğin, hayatın, mutlaka ezilenler cephesini, bu temel boyutu, ezilenlerin gerçeğini de içerdiğinin kanıtıdır, bu gerçekliğin ileriki kuşaklara iletilmesinin aracıdır.

 Peki ama şair toplumsal gerçekliği, ezilenin halini, “insanlık durumu”nu nasıl yansıtacaktır? Kuşkusuz, önce, onu yaşayarak. Hayatın dışında, masa başında, nasıl bilim olmazsa, sanat da olamaz. Bakın Otto Renè Castilli, hayatın dışındaki “aydın”lara ilişkin ne diyor:


 
Haluk GERGER

Yorumlar - Yorum Yaz
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam209
Toplam Ziyaret106203
Site Haritası