• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/

Anılarda kalanlar

İHSANİ BABA İLE İSTANBUL SOHBETLERİMİZDEN

     Sene 2004, Savaş Yolu Dergisi olarak TKP’nin kuruluş günü olan 10 Eylül günü etkinlik yapacağız. Derginin yayın yönetmeni Rasim Öz, yoldaş, etkinliğe Aşık İhsani’yi getirebilir miyiz dedi: Getiririz yoldaş, her hafta telefon ile görüşüyorum, dedim. Onun içinde bizim içinde iyi olur dedim. Dergiden eve gelince İhsani Babayı telefonla aradım, hal hatır sorduktan sonra durumu anlattım. Gelirim Ali’ciğim dedi.  Hoşça kal deyip telefonu kapattım. Bir saat sonra, o, beni tekrar aradı, Ali’ciğim, bir hafta veya on gün önce gelsem olur mu dedi. Daha iyi olur, misafirim olursun dedim.

       İhsani Baba ile sık, sık telefon ile görüşüyor fikir alış verişi yapıyorduk ama 1980 sonrası onu hiç görmemiştim. En son 1979 da ben Ankara da öğrenci iken konserine gitmiş orada görmüştüm. Yaklaşık 25 yıl sonra onu göreceğim ve evimde misafir edecektim. Bu yüzdende çok sevinçliydim.

     Etkinliğimize, yaklaşık 10 gün kala İhsani baba, Diyarbakır’dan beni aradı ve uçağa biniyorum dedi. Bende Rasim Öz yoldaş ve dergiden bir arkadaş ile yeşil köy havaalanına karşılamaya gittik. Dergiden gelen arkadaş “onu tanıyabileceğiz mi” dediğinde Rasim Öz yoldaş, 1960 ile 1980 yıllarını yaşayan herkes görmese de onu tanır dedi. Dediği gibide çıkış kapısında onu hemen tanıdık.

     İhsani Baba ile İstanbul da sohbet ederken söz Musa Eroğlu’nun söylediği, sözleri Dursun Ali Akınet’e ait olan yolun sonu türküsüne geldi. İhsani baba hiddetle:

  “Ne demek “Bana ne yazdan bahardan” böyle bir söz olur mu?” dedi. Ve devamında, “ kendine ozanım diyen kişi hiçbir zaman sözlerine bana ne diye başlayamaz,” dedi. Çünkü halkın baharı da, yazıda, üzüntüsü ve sevinci de ozanı ilgilendirir.  Ozan bunların hiç birine bana ne deyip sırtını dönemez.

       Doğru söze kim ne diyebilir. Söylediklerinin hepsi gerçeklerin ve ozan olmanın ta kendisi idi. Çünkü İhsani Baba, hiç, bahara veya yaza bile bana ne diye seslenmemiştir. Şöyle ki:

              “Mevsimlerden ilkbahardı

                 Yerler benek, benek kardı

                  Gönlümce bir hava vardı

                   Kandil dağı yaylasında”

 İhsani Baba ile İstanbul da kaldığı on gün boyunca çok renkli sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetlerin çoğu kendi yaşadığı olaylar ve halk ozanlığı üzerine idi. Söz dolandı geldi Aşık Veysel ve onun halk şiirinin son halkası yaygarasına. Aşık Veysel’in büyüklüğüne sözü yoktu. Onun sözü halkının derdine ve sorunlarına karşı duyarsız oluşuna idi. Halkından kopuk, sadece kendini avutmasına idi sözleri. Buna örnek olarak ta 1969 da onun ile yaşadıkları bir olayı anlattı.

           “Can Yücel; Yaşar Kemal ve birkaç arkadaş, ilk defa Şah Hatayi gecesi Hazırlamaya karar verdik. Bu zaman içinde büyük ozan Aşık Veysel’in Ankara da opera meydanında ki bir otelde devlet tarafından kendine tahsis edilen otel odasında olduğunu öğrendik. Can Yücel, Yaşar Kemal ile kalkıp yanına gittik. Kendisinin de geceye katılmasını söyledik. Parmağını çenesine dayayıp bir müddet düşündükten sonra “ Beni bu işe karıştırmayın” dedi.

             Devletin engelleme çalışmalarına rağmen geceyi yaptık. Çokta başarılı geçti fakat ertesi gün gazeteler şöyle yazdı. “ büyük ozan Aşık Veysel bir grup solcu ozan ve yazarın düzenlemiş olduğu geceye katılmadı.” Aşık Baba geceye katılmadı diye de devrin hükümeti ona maaş bağladı.

 

           İhsani babanın da bahsettiği gibi bizimde Aşık Veysel’in büyüklüğüne sözümüz yoktu. Karşı çıktığımız nokta, bir takım kendine aydınım diyen yazarın onu halk şiirinin son halkası olarak göstermesine idi. Çünkü halk var olduğu sürece onun ozanı da var olacaktı. Bir başka karşı çıkış noktamızda Aşık Veysel’in şiirlerinde halkının dertlerine, acılarına, yada toplumsal olaylara yer vermeyip uzak duruşuna idi. Çünkü halktan kopuk, ne halk şiiri olur nede halk ozanı olurdu. Hem halk şiirini hem de onu yazan halk ozanını yaratan meydana getiren halkın kendisi idi.

       İhsani Babanın şiirlerine baktığımızda, her dizesinde çile çeken halkı, ezilen memuru işçiyi, öğretmeni ve sanatçıyı görürüz. Yani halktan yana ve halkçıdır. Halkının hiçbir sorununa duyarsız değildir. Mücadelecidir, devrimci ve sosyalizmden yanadır. Kısacası halkının gözü ve kulağıdır. Kendine halk ozanıyım diyende böyle olmalıdır.

     

 

 Komünist Ozan





 Aşık İhsani İle Anılarda Kalanlar sayfasına dön.

Yorumlar - Yorum Yaz
KİTAP SATIŞ
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam49
Toplam Ziyaret201722
Site Haritası
Anket
SİTEMİ BEĞENİYORMUSUNUZ