• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/

Şeyh Bedreddin

SINIF SAVAŞIMI VE ŞEYH BEDREDDİN

Yaşamı:

Asıl adı Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Mahmut, 1358- Edirne yakınlarında ki Dimetoka'nın Simavna (Samona) köyünde doğdu. 1417 yada 1420. Serez de Heratlı Mevlana Haydarın "şeran kanı helal, fakat malı haramdır" biçiminde verdiği fetva ile idam edilmiştir. Doğduğu ve babası İsrail'in kadılık yaptığı Simavna da başlayan öğrenimini tamamlamak için Konya'ya, daha sonra Kahire'ye gitti; bura da Ahlatlı şeyh Hüseyin'e bağlandı. Onun emriyle gittiği Tebriz de Timur'un önünde yapılan tartışmalarda kendi bilgisinin derinliğini kanıtladı. Oradan Kazvin'e geçti. Buradan da Batini düşüncelerle donanmış olarak ayrıldı. Tekrar Mısıra dönerek Hüseyin Ahleti' in halifesi, o öldükten sonrada, tekkesinin şeyhliğini yaptı. Burada ki şeyhliğini ancak altı ay sürdürebildi. Mısırdan ayrılarak, Halep'e geçip Timur ordularıyla Anadolu'ya döndü. Anadolu'ya dönüşünde Alevilerin yoğun olduğu bölgeleri dolaştı. Çevresinde kalabalık bir yandaş oluştu. Daha sonra Edirne'ye yerleşti.

Bedreddin' in, Halep de Timur' la karşılaştığı günlerde,Asya da, hatta Afrika da bir Timur egemenliği rüzgarları esiyordu. Timur' un kafasında Anadolu'yu da egemenliği altına alıp, oradan da rahatça Rumeli'yi kuşatmak amacındadır. Bedreddin, burada, Timur'un huzurundaki tartışmalarda, onu, savaşmaktan caydırmak için, hiç çekinmeden, şu sözleri söylemiştir. "Çapul üzerine kurulan, yani emek harcamadan, yağma üzerine kurulan imparatorluklar, yine aynı yolla yıkılacağını, halkların, büyük toplulukların, kişilerin egemenliği altında duramayacağını, bir gün gelip o egemene, yani tahta karşı ayaklanacaklarını söylediyse de, Timur'a geri adım attıramamıştır.

Asya da bu gelişmeler olurken, Bedreddin'in memleketinde, Avrupa' ın içlerine kadar hükmetme sevdasında olan Osman oğlularının hükümdarı Murat Hüdavendigar, bir Sırplı tarafından öldürülmüştür. Sonrasında da taht kavgası başlamıştır. Bayezid, Anadolu da sancak beyi olan kardeşini öldürtüp yerine tahta geçmiştir. Daha sonrasında, Anadolu'ya hükmetme meraklısı olan aksak Timur'un orduları ile, Afrika ve Asya da hüküm süren Timur egemenliğine son vermek isteyen kör Yıldırım Bayezid'in orduları, Ankara da çubuk ovasında karşı karşıya geldiler. Bayezıd'ın orduları bozguna uğradı, Bayezıd esir düştü. Tutsaklığa dayanamayan Bayezıd zehir içerek intihar ettti. 1402

Şeyh Bedreddin, 1402 de ki Timur istilasıyla, Osmanlıda boşalan ve hezimete uğrayan taht kavgası boşluğundan yararlanan ve Edirne de saltanatını kuran Musa Çelebi'nin kazaskeri oldu. Fakat, kardeşi 1.Mehmet tarafından öldürülen Musa Çelebi'nin saltanatı da yıkılınca kazaskeri Bedreddin de 1. Mehmet tarafından İznik'e sürüldü 1413. Şeyh Bedreddin sağlam bir medrese eğitimi almış, daha sonra tasavvuf yolunu seçerek ünlü bir mutasavvıf olmuştur. Bu bilgileri doğrultusunda da o büyük eseri Varidat'ı yazmıştır. Çünkü, Şeyh Bedreddin'in yaşadığı dönem, dinsel gelişmelerin yoğun yaşandığı ve tartışılamadığı bir döneme rastlar. Bu dönem içinde, devletin resmi dini Sünniliktir, ve halkı bu mezhepten olmaya zorlamaktadırlar.

Şey Bedreddin bütün bu yanlış yönetimin içinde kendine, daha doğru ve insancıl bir yol çizip, Osmanlının yanlışlarının içinden kendi doğrularıyla sivrilmeye çalışıyordu. Osmanlının, din üzerine yaptığı yanlışları ve bu yanlışlar ışığında din üzerine olan araştırmalarını ve tezlerini derinleştirmeye çalıştı. İyi bir mutasavvıf olduğundan din üzerine söz söylemede yetkindi. Fakat araştırmaları ve gözlemleri günden güne onu eski mistik ve tasavvuf yapısından uzaklaştırıyor, düşüncesini değiştirmeye kadar götürüyordu. Bununla da kalmadı, Mısır sultanı Barkok'un sarayında ki tartışmalardan sonra kafasında yeni sorular belirdi. Bu soruların cevabını bulduğunda, o güne kadar yazmış olduğu 45 ciltlik tasavvuf ve mistizim kokan eserlerini götürüp Nil nehrine attı. Büyük değişimi de o günden sonra başladı

Şeyh Bedreddin'in düşüncesini değiştirmesindeki bulgularının başında," evrenin varlığı, geleceği konusunda İslam bilimlerinin ileri sürdüğü nedenlerin yetersizliği ve doyurucu olmayışıdır. Özellikle insanla ilgili yorumların, düşünme, ruh, bilgi ve yaratılış, ölüm gibi konuların açıklanmasında İslam dini pek inandırıcı gelmemiştir." Şeyh Bedreddin bundan sonra kendini halkın sorunlarını ilgilendiren sorunlar üzerinde çalışmaya adadı.

BEDREDDİN'İN SİYASAL GÖRÜŞÜ VE BEDREDDİN OLAYI SINIFSAL MI İDİ ?

Siyasal Görüşü:

Şeyh Bedreddin, ne kadar bir mutasavvıf olsa da, olaylara, nesnelere ve evrene bilim adamı kuşkusuyla bakıyordu. Her şeyi kaderciliğe bırakmıyordu. Şeriatın ve İslam'ın düşünce ile söylencelerini reddederek her şeye evrensel gözle bakmayı biliyordu. "Bursalı Mehmet Tahir'in, özgür düşünceli şeyhlerin büyüklerindendi" sözü ile dile getirdiği Şeyh Bedreddin, çağının, düşünce ve görüşünde ilerici, aydın olduğu kadarda bilimsel açıdan da son derece yüksek düzeydeydi.

Şeyh Bedreddin, insanlar arasındaki İslam- hıristiyan, suni- alevi gibi ayrılıkları kaldırma yanlısıydı. Bunun içinde halkı bu yöneticilerden ve bu derece ikilik yaratan sistemden kurtarmak için yeni düşünceler geliştiriyordu. İnsanların hep birlikte, ayrı gayrı olmadan kolektifçe yaşamasını istiyordu. Dere beylerini ve toprakağalarını dağıtıp, bu toprakların yoksul köylüler tarafından, ortakça ekilip biçilmesini, ortakça üretilip paylaşılmasını düşünüyordu. Böylelikle de toplumdaki yoksul-zengin ayrımını da kaldıracağını inanıyordu.

Şeyh Bedreddin'n bu düşünceleri, Marks'ist, Lenin'ist felsefe ile bire bir örtüşmektedir. Marksis, Leninist felsefede olan e4mek ile sermaye çelişkisinin ortadan kaldırılmadığı müddetçe ezen ve ezilenin, yoksul ve zenginin olacağını ve bu çelişkiyi de kaldırmak için mutlak bir sınıf hareketine ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır.
Şeyh Bedreddin' hareketinin özünde de tam bu felsefe vardır. Çünkü o da insanlar arasında ezen ezilen, yoksul ve zengin, din, dil, ırk ayrımı olmadan mutluca ve ortak alanları paylaşarak yaşasınlar istiyordu. Bunun gerçekleşmesi içinde derebeylerini, toprak ağalarını ve bunun ötesinde insanlar üzerinde egemenlik kuran beyleri yıkmak, devirmek için yola çıkmıştı.

İşte, tam bu çıkışı ile de, 1402 Ankara savaşıyla, Beyazıt'ı yenerek, Timur'un sebep olduğu, Osmanlının kötü döneminin kapanıp, kendilerine çeki düzen verip, yeniden yükselişe geçtikleri dönemde Şeyh Bedreddin devlet yöneticilerini kuşkuya düşürüp telaşlandırmıştır. Osmanlının, yeniden yapılanıp da yükselişe geçtiği dönemde, devlet eliyle işlenen insanlık arasındaki din ve mezhep farklarından dolayı ağır suçlar işleniyordu. Devletin resmi dini olarak kabul edilen Sünnilik hep ön plana çıkartılıyordu. Başka din ve mezhepten olanlar horlanıp hırpalanıyor, itilip kalkılıyordu. Bu kadar büyük haksızlıklar ve Ankara savaşının yenilgisinden sonraki ekonomik sıkıntılar, yönetime karşı duyulan güvensizlik ve başı bozukluklar Şeyh Bedreddin'in başkaldırısına zemin ve ortam hazırlamıştır."Şeyh Bedreddin insanlar arasında ki din farkını kaldırıp, haram sayılan her şeyi helal kılarak, yarin al yanağından gayrısını ortak kullanılması gibi düşünceler ortaya sürüyordu. Bu düşünce ve hareketleri ile Şeyh Bedreddin kuşkusuz bir sosyal devrim yapmayı planlıyordu. Şeyh Bedreddin askeri kanat için de görev yaptığından, yöneticiler arasında da örgütlediği insanlar bulunuyordu. Tüm bunlara istinattan Osmanlı devletinin ekonomik açıdan çok kötü durumda olması ortamı daha da verimli hale getirmişti. İş ve aş sıkıntısı hat safhaya ulaşmıştı. Böyle olunca da aşı işi olmayan çok sayıda halk Şeyh Bedreddin'i destekliyordu.

Bütün bunlara rağmen, Osmanlının en ilginç yanı, halk ayaklanmalarının ve bireysel başkaldırıların devletin en güçlü olduğu dönemlerde ortaya çıkmasıdır. İsyancı güçlerin büyük çoğunluğu Aleviler arasından çıktığından, isyana katılanlar, dinsizlikle ve zındıklıkla suçlanıyordu. Bu suçlamalar suni halk tarafından yapılıyor ve kabul görüyordu. Ş eyh bedreddin bütün bunları bertaraf edip, halk arasında ki suni-alevi demeden devlete karşı bir ayaklanma planlıyordu. "Bedreddin "kansız" devrim düşünüyordu. Onun için tabanı geniş tutmaya çalışıyordu. Zaten evrensel düşünen, din, mesep ayrımı yapmayan birisiydi. Bu nedenle Şeyh Bedreddin'in çevresine, Hıristiyan ve Yahudilerden de katılanlar olmuştu."

Nazım Hikmet, Bedreddin olayını, Türk halkının devrimci bir öz taşıdığını göstermesi bakımından önemli bulmaktadır ve "işçi sınıfının politik savaşımında, Türk köylüsünün bir bağdaşığı olarak ele almaktadır. Yani tarihin bir döneminde, Türk halkının yarattığı ilerici bir harekettir." Kaynağın da, Bedreddin olayı, Türk tarihinin çok önemli bir olayıdır. Ne bir Batini hareketine ne de devlet adamlığının etkisinden yararlanarak görevini kötüye kullanmasıdır. Bu tezde tarihin bilimsel yorumuna uygun düşenidir. Çünkü, Anadolu'nun sosyo-ekonomik ve siyasal yapısı Moğol ve Timur istilalarıyla bozulmuştur, bu başı bozukluktan dolayı bir çok işsizler ordusu, çevresinde boş gezen kitleler çoğalmıştır. "Bedreddin, bunları çevresinde toparlayıp harekete geçirmesini başarmıştır." Şeyh Bedreddin'in, ayaklanmada ki amacı, yönetimi yıkıp yerine kendinin geçmesi gibi bir isteği ve talebi yoktur. Ayaklanmanın özünde de böyle bir plan düşünülmemiştir. Bedreddin'in, ayaklanmadaki amacı düzeni değiştirmek, bu düzenin kurallarını en acımasız şekilde uygulayan yönetimi de al aşağı etmek.

Türkler, Anadolu da sağlam bir ekonomik düzen kuramadığından, bu yüzden halk devamlı geçim kavgası vermektedir. Anadolu da ki bu boşluktan yararlanan Şeyh Bedreddin yönetime ve düzene karşı baş kaldırır. " Anadolu yy. boyunca sömürülen bir ülke olmuştur. Halkımızın bu günkü savaşımı yüz yıllardır süren bir savaşımdır. Şeyh Bedreddin hareketi bu açıdan çok önemli bir tarihsel harekettir."

Elimizde ki kaynakları derinlemesine incelediğimizde, Bedreddin'in gerçek bir halk önderi olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü, Bedreddin kendi için istediği bir şey yoktur. Burada ki, şeyh Bedreddin'in, yar yanağından gayrısının ortak kullanımı düşünmesi, bu günün devrimcilerinin kolektif yaşamının ve evrensel düşüncesinin tıpa tıp aynısı değil mi? Demek oluyor ki Şeyh Bedreddin sınıfların var olduğunu asırlar önce saptamış, tek dayanağı olmayan, o gün ki sistemin emperyalizm değil de, feodalizm olmasıdır. Yani sanayi proletaryası değil de, toprak emekçilerinin var olmasıdır. Yine ortada bir emek ile sermaye çelişkisi bulunmuş oluyor. Sanayi sermayesi yerine toprak ağaları ve dere beyleri. Demek oluyor ki, bir yanda sömüren, bir yanda da sömürülen mevcuttur. Fakat o yy da kimse bunu sınıf diye adlandırmamış, Marx bu felsefeyi geliştirene kadar.O nedenle Şeyh Bedreddini, " bir halk hareketinin önderi olarak Türk köylüsünün özündeki devrimci niteliği temsil etmesi bakımından devrim tarihimizin önünde tutabiliriz."

Şeyh Bedreddin, günümüze ulaşan kaynaklardan aktardığımız vurgular ve yapmış olduğu başkaldırının karakteristik yapısından ve de Şeh Bedreddin'in felsefesinden yola çıkacak olursak, Çağının en ilerici ve devrimcisiydi diyebiliriz. " Osmanlı toplumu, daha aydın, daha ileri bir uygarlık aşamasında olsaydı, kendini ölüme götüren düşüncelerinden dolayı, bir dinsiz olarak değil, toplum düzenini maddeci bir yaşama anlayışı üzerine oturtmak isteyen devrimci bir kişi diye yargılanırdı."

ŞEYH BEDREDDİN OLAYI SINIFSAL MI İDİ?

Bedreddin, toprak sahiplerine yani özel mülkiyete karşı olduğu gibi kuvvetlinin egemenliğine de karşı idi. O nedenle de, her zaman, fil dişi kulelerinde oturup halkı yönetenlere kin duymuş ve baş kaldırmıştır. Bizler, Bedreddin olayına buradan hareketle bakacak olursak, sınıfın ne olduğuna da bir göz atalım.

. " tarihsel olarak belirlenmiş bulunan, toplumsal üretim sisteminde aldıkları yere, üretim araçları karşısındaki durumlarına (bu durumlar genellikle yasalarla pekiştirilmiş ve şekillendirilmiştir), toplumsal emek örgütündeki rollerine ve nihayet, toplumsal zenginlikten kendilerine düşen payın miktarına ve bunu alış biçimlerine göre birbirlerinden farklı olan kalabalık insan topluluklarıdır." sınıfların ve sınıf savaşımının özüne, kaynaklarına, gelişmesine ve tarihsel kaderine ilişkin bilimsel teori marksizmin kurucuları olan Marks ve Engels tarafından yaratılmıştır.

Bu açıklamadan hareketle, Dünya da her dönemde sınıfın varlığını kabul etmemiz gerek, fakat bunun bir sınıf yada sınıfların mücadelesi diye tahlil edip açığa çıkartmamışlardır. Bu açıklamanın doğrultusunda, Şeyh Bedreddin olayına bakacak olursak sınıf savaşı demekle yanlış yapmamış oluruz. Tarihteki olayları ve ayaklanmaları derinine incelediğimizde, ayaklanmaların çıkış ve karakteristik özelliklerine baktığımızda " Bedreddin hareketi sınıfsal bir eylemdi. Vecihi Timuroğlu'nun da belirttiği gibi Bedreddin olayı tarihimizin ilk sınıf savaşımıdır. Alevi niteliği bu yanını örtülemez, ama sınıfsal yanını daha çok açığa çıkarır." Bu güne kadar, köleci, feodal ve kapitalist toplumlarda bunların özelliklerine uygun iki temel sınıf olagelmiştir: Köleciler ve köleler, yani köleciler efendi, kölelerde ezilen, pazarlarda alıp satılan hiçbir hakka sahip olmayan sınıf. Feodaller ve toprak kölesi köylüler, buda bir yanda toprak ağaları, diğer yanda da onların topraklarında ırgat olarak çalışan toprak proletaryası. Günümüz kapitalist düzeninde de burjuva ve proletarya sınıfıdır. Bu geçen her dönemde köleci, feodal ve burjuva toplumlarında egemen sınıflar, üretim araçlarının hepsini yada sonuç belirleyici kısmını ellerinde bulundurmuşlardır.

Şeyh Bedreddin olayı da feodal toplumun var olduğu bir dönemde geçtiğine göre, yine bir sınıfın varlığını ve burada ki sınıfın toprak ağaları ve de derebeyleri ile onların zulmü altında ki toprak emekçileri arasında geçmektedir. Bura da ki belirleyici unsur ayaklanmanın tabandan gelmesidir ve sistemi yıkma istemin delerdir. Yani saray içinden taht için verilen bir mücadele değildir. Şeyh Bedreddin'in kavgası insanların ayrı gayrı gözetmeksizin bir olması ve aynı eşit oranda devlet nimetlerinden yararlanmasıdır. Onun için de yar yanağından gayrısının ortak kullanılması tezini ortaya atmış ve onun doğrultusunda mücadele etmiştir. Bu günde biz devrimcilerin isteği ve mücadelesi bu değil mi? Yar yanağından gayrısını kolektif bir biçimde üretip paylaşmak değil mi?

Yani demek oluyor ki bu gün sanayi proletaryası sınıf savaşımının mücadelesini veriyorsa, o gün, feodal çağda da toprak emekçileri ve devlet dini olan Sünniliği kabul etmeyen sınıfın vermiş olduğu bir mücadeledir Bedreddin olayı. "Bedreddin ve eserleri üzerinde bir araştırma yayınlamış olan Prof. Z.F. Fındıkoğlu'na göre " Bedreddin Rönasans arifesine düşen Sosyalizm tarihinin sahifeleri arasında yer alabilecek bir Türk düşünürüdür." Kendisi yalnız 1416-1908 Türkiye'si için değil, fakat aynı zamanda 1908- 1964 Türkiye'si içinde önemli bir şahsiyettir. Çünkü Şeyh Bedreddin çığırı, bir taraftan Türklerin Müslüman oluşundan devam eden dini-mistik sosyal mücadeleciliğine bağlanırken, öte yandan da Türkiye'de modern alanlardaki sosyalizmin adeta öncüsü gibi görülmektedir." Yeri gelmişken değinmekte yarar görüyorum, kapitalizmde, burjuvazi ile proletaryadan başka, büyük çiftlik sahipleri ile küçük toprak sahibi köylülerde vardır. Yani bu sınıflar eski üretim tarzının birer parçasıdır, yada belirli toplumsal ekonomilerin bağrından çıkmışlardır. "Toplumun sınıflara bölünmüş olduğu ve sınıf savaşımı, daha Marksizim ortaya çıkmadan önce biliniyordu. Fakat sınıfların ve sınıf savaşımının kökenlerine ilişkin bilimsel açıklama Marksizim tarafından yapıldı. Sınıf savaşımı, sınıfsal çıkarlar arasındaki derin ve uzlaşmaz çelişkinin objektif olarak gerekli bir sonucu ve yansımasıdır."

Öyleyse, neden Bedreddin olayına sınıf mücadelesi demekten çekinelim, her toplumda sınıflar olduğuna göre, burada ki mücadelenin özü feodalizmi yaratanlara karşı olduğuna göre; mücadele bu toplumdaki dere beylere karşıdır. Küçük toprak sahiplerinin, büyük çiftlik sahiplerine karşı başkaldırısıdır, her yönüyle ayrımcılık yapan yönetime karşıdır.Feodalizmin ana üretim gücü topraktır. Şeyh Bedreddin de özel toprak mülkiyetine karşıdır. "Bedreddincilik, tüm Osmanlıya ve Osmanlıdan arta kalanlara ters gelebilir. Çünkü Bedreddincilikte özel mülkiyete karşı olmak var." Özel mülkiyete karşı olmak yalnızca komünizmde vardır. Komünizmde sınıf savaşıyla gelir. Burada aksini iddia etmek komünizmin kurallarına aykırıdır. "Sınıf mücadelesinin belirleyici biçimi, politik mücadeledir; çünkü ancak politik mücadele sayesinde burjuvazinin iktidarı aşılıp işçi sınıfı iktidarının kurulması mümkündür. Politik mücadele bu hedefe ulaşıncaya kadar sürdürülmelidir. Yoksa baskılardan kurtulunmaz."

Bu açıklamadan hareketle, Bedreddin olayını sınıf mücadelesine oturtmamızda hiçbir sakınca ve yanılgı olmadığını göstermektedir. Çünkü, Bedreddin olayının da ana karakteri politik mücadeledir. Bu mücadelenin de özünde feodal iktidarı ve ona hakim olan feodalizmi yıkmak amacı vardır. Feodalizmi yıkmaktaki amaç, insanlığın daha güzel, daha insanca yaşandığı, her şeyin ortaklaşa kullanıldığı, " yarin al yanağından gayrsının" her şeyin ortak üretilip, ortaklaşa tüketildiği bir iktidar ve yönetim amaçlanmaktadır. Bu tanımlarda, bu gün ki Sosyalist sisteme denk düşmektedir.

Bu ayaklanmanın sonucunda da, günümüzde de yaşanan, ve sosyalistleri asıp kesen faşist darbelerin bir benzeri de o tarihte, kaltak Osmanlının yönetimi tarafından, Şeyh Bedreddin ve adamlarına, ayaklanmaya katkı koyan halka uygulanmış, ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Tıpkı, 12 Eylül faşist darbesi de buna benzemektedir. Burada ki amaçta, yükselen devrimci hareketi bastırmak için yapılmış ve amaçlarına ulaşmışlardır. Fakat, buna rağmen, ne kaltak Osmanlının o gün yapmış olduğu kanlı zulüm, Börklüce Mustafa'yı , Torlak Kemal'i nasıl yıldırmadıysa, bu günde, ne 12 Martlar, nede 12 Eylüller,devrimci hareketi geriletmesine rağmen, bu yola baş koyup yürekten inananları yıldıramadı ve de yolundan döndüremedi. Asırlar önce böyleydi, asırlar sonrada böyle olacak. Yani, ezen ve ezilen sınıf varoldukça bu mücadele sürüp gidecek, ezilenler kazanmadan da bitmeyecektir.

Komünist Ozan

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA:
1) Baki Öz, Osmanlıda alevi ayaklanmaları,s.153,155, 161
2) İsmet Zeki Eyuboğlu, şeyh Bedreddin ve varidat, s. 31, 171
3) Sina Akşin ve arkadaşları, Türkiye tarihi 2.cilt, s. 212, 213, cem yay.
4) Vecihi Timuroğlu, Simavne kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve varidat, s. 12, 18, 23, 24
5) Lenin bütün yapıtları, cilt 29, s. 415, Bulgarcadan çeviri
6) Marksist-Leninist politika ve ekonomi-politik sözlüğü 2.cilt, s. 518, yeni dünya yayınları
7) Manfred buhr- Alfred Kosing, Bilimsel felsefe sözlüğü, s. 361-362





Başa Dön

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam107
Toplam Ziyaret199119
Site Haritası
Anket
SİTEMİ BEĞENİYORMUSUNUZ